GAZNELİLER DEVLETİ

2011-04-14 19:05:00



ALP TİGİN DÖNEMİ…
Samanoğulları devleti ardusunda bir Türk komutanı ve horasan genel valisi olarak görev yapan Alp tigin , Samanoğulları hükümdarı Mansur ile arası açılınca genel valiliği bırakıp Belh kentine çekildi. Mansur’un gönderdiği güçlü birliği burada bozguna uğrattıktan sonra Gazne kentini kuşattı ve emir Lavik’i yenerek Gazne’de bağımsızlığını ilan etti ve Gazne devletini kurdu.(963)
Alp Tigin kısa bir süre sonra ölünce yerine oğlu Ebu ishak İbrahim geçti; Alp tigin’in hem ordu komutanları, hem de manevi oğulları Bilge Tigin, Piri Tigin ve Sebük Tigin iktidarın Ebu İshak İbrahim’e geçmesinden hoşlanmadılar. Bilge Tigin Gazne’de Sebük Tigin Fervan’da İbrahim’e karşı çıktılar. Bu kez yalnız kalan Piri Tigin, önce Gazne’ye saldırarak bilge tigin’in egemenliğine son verdi; sonra, Lavik’le ve Hindu Şahilerle birleşip Sebük Tigin’e başkaldırdı. Kısa bir süre için iktidarı yitiren Sebük Tigin, hemen toparlanıp Piri’yi ve müttefiklerini yenilgiye uğrattı ve böylece Gazne devletinin tümünü egemenliği altına almış oldu.
SEBÜK TİGİN DÖNEMİ…
Gazne emiri olan Sebük Tigin, akıllı ve örgütçü bir adamdı. Alp Tigin’e köle olarak satılmış, onun tarafından çok iyi yetiştirilerek önemli devlet hizmetlerinde bulunmuştu. İktidara geçince, Batı’da sınırlarını sağlamlaştırmak için Kusdar ve Bust kentlerini yönetimi altına aldı, Hindu hükümdarı Caypal’la Gazne’nin güneyinde Kuram ırmağı yöresinde savaşarak onu yenilgiye uğrattı. (979) Bu savaş sonunda, Kabil, Samgan ve Celalabad, Gaznelilerin egemenliğini benimsediler. Ardından Bamyan, Toharistan ve Gur bölgeleri de Gazne devletinin topraklarına katıldı. O tarihlerde gücünü iyice yitirmiş olan Samanoğlu hükümdarı Nuh, Horasan valisi Ebu Ali Muhammed Simcuroğlu’na karşı Sebük Tigin’den yardım istedi. Samanoğlu orduları Gaznelilerin yardımıyla Horasan’a gidip Horasan valisini yenilgiye uğrattılar. Bunun üzerine Samanoğlu hükümdarı Nuh, Sebük Tigin ile oğlu Mahmud’a Horasan valisi ve başkomutan yaptı. Sebük tigin 997’de ölünce komutanları, vasiyetini yerine getirerek tahta, üç oğlundan (Mahmud, Yusuf, İsmail) en küçüğünü yani İsmail’i geçirdiler. Ama Mahmud, kardeşi İsmail’e tahtı kendisine bırakmasını bildirdi. İsmail bu isteğe uymayınca, Mahmud, Gazne üstüne yürüyüp kenti ele geçirdi, bir süre sonra da Samanoğullarıyla olan bütün bağlarını koparıp tam bağımsızlığını ilan etti.(999)







GAZNELİ MAHMUD DÖNEMİ…

Gazneli Mahmud Gazneliler Devletinin en büyük hükümdarı, Hindistan Fatihi ve büyük İslam kahramanı. 2 Kasım 971 tarihinde doğdu. Babası Gazneliler Devletinin kurucusu Sebük Tegin, annesi ise Zabulistan bölgesinden asil bir ailenin kızıydı.Daha gençlik yıllarında devlet idaresinde görev almaya başladı ve babasının yanısıra katıldığı savaşlarda cesaret ve zekası ile kendini gösterdi. Babası Sebük Tigin’in vefatı üzerine, orada bulunan küçük kardeşi İsmail, yerine geçti ise de, Sultan Mahmud hemen Gazne’ye giderek, mülkünü kardeşinin elinden aldı ve saltanatını ilan etti (999). Samanilerin elinde kalmış olan Buhara, Horasan, Herat, Belh, Bust ve Kabil’i zaptetti. İran ve Irak taraflarında hüküm süren Şii Büveyhiler ile önce savaş ve sonra sulh ederek saltanatını tanıttırdı. Şafii alimi Ebu Hamid İsfahani’yi Bağdat’taki Abbasi halifesine gönderdi. Halife el-Kadir , Gazneli Mahmud’un elçisini memnuniyetle karşıladı. Yeni hükümdara saltanat alametlerinden hilkat, taç, bayrakla birlikte, sahip olduğu ülkelerin “Ahid”ini gönderip, “Yeminü’d-Devle”, “Veli Emirü’l-Mü’minin” ve “Emirü’l-Mille” lakaplarını verdi. Sultan, gönderilenleri kabulden sonra İslam dinini yaymak ve İslam düşmanlarıyla mücadele etmek için her yıl Hindistan’a sefer yapmayı vadetti. Bundan sonra başşehir Gazne’de büyük bir merasimle hilkati ve tacı giyen Mahmud, Abbasi Halifesi El-Kadir adına hutbe okuttu.
Sultan Mahmud sırasıyla Horasan ile bugünkü Afganistan ve Belucistan denilen ülkeleri tamamen hükmü altına aldı. Maveraünnehir Hanı İlik Han ve sonra Kadir Hanla savaşarak, Ceyhun’un ötesine ve Harezm’e kadar sınırlarını genişletti. Şii Büveyhilerden İran ve Irak taraflarında Rey, İsfehan, Kazvin, Save, Zencan, Ebher şehir ve kalelerini alıp, sapık akımlara kapılanları şiddetle cezalandırdı. Rafıziliği ve felsefi ideolojilere ait kitapları imha ettirip, yıkıcı faaliyetlere katılanları sıkıca takip ettirdi.
Gazneli Mahmud böylece ülkesinin kuzey cephesini emniyete aldıktan sonra, tahta çıkarken yaptığı yemine ve verdiği söze sadık kalarak Hint seferlerine başlamaya karar verdi. Eylül 1000 tarihinde ilk Hind Seferine çıkan Sultan Mahmud, bu  tarihten 1027 yılına kadar Hindistan’a on yedi büyük sefer düzenledi.


Birinci seferine Eylül 1000 tarihinde çıktı. Kabil’in doğusunda Lamgan bölgesinde Hintlilerin elinde bulunan birkaç kaleyi zabtederek geri döndü. Sultan Mahmud’un İkinci Hind Seferi, Vayhand Racası Caypal’e karşı oldu. 27 Kasım 1001 tarihinde Peşaver yakınlarında yapılan savaşı Gazneli ordusu kazandı. Caypal on beş kadar oğlu, torunu ve büyük kumandanlarıyla esir düştü. Sultan Mahmud’un eline bu zaferden sonra muazzam bir ganimet geçti. 1004 yılında Bhatiya bölgesi racası Beci Ray üzerine yürüdü. Bu seferde Bhatiya Racalığının bütün bölgelerini ele geçirdi. Bölgede mescitler ve minberler inşa ettiren Sultan, İslamiyetin esaslarını öğretmeleri için alimler de tayin etti.
Sultan Mahmud dördüncü seferini Multan üzerine yaptı. Multan Hakimi Ebü’l-Feth Davud, Karmati bozuk inanışına sahip olup, Ehl-i sünnet düşmanıydı. Gazne ordusunun üzerine geldiğini haber alan Ebü’l-Feth şehri terk ederek İndus Nehri üzerindeki bir adaya kaçtı. Multan’ı zabteden Sultan, buradaki Karmatileri cezalandırdı. 1008 yılında Multan’ın yeni valisi Suhpal’ın Müslümanlığı terk ederek Moğol dinine dönmesi üzerine, Sultan Mahmud çetin kış şartlarına rağmen Beşinci Hint Seferine çıktı. Multan önünde yapılan savaşı kazanarak, Suhpal’ı tutuklatıp Multan ve çevresinin idaresini komutanlarından Tigin Hazin’e bırakarak Gazne’ye döndü. Aynı yıl Kuzeybatı Hindistan ve Pencab bölgesi racalarının İslamiyetin yayılmasını önlemek üzere faaliyete girişmeleri üzerine tekrar harekete geçen Sultan Mahmud, müttefik kuvvetlere karşı Vayhand şehri ovasında yapılan muharebeyi ağır kayıplar vererek kazandı. Ancak bu savaş ile Kuzey Hindistan racalarının kuvvetleri ezilmiş ve Pencab yolu Müslüman-Türk orduları için güvenli bir hale getirilmiş oldu.
Sultan Mahmud, Ekim 1009 tarihinde büyük bir ticaret merkezi olan Narayyanpur’u zabtetti. 1010 tarihinde çıktığı seferde Multan’ı bütünüyle fethetti. Müslümanlara eziyet eden Karmatilere ağır bir darbe daha indirildi. 1014 tarihinde çıkılan Dokuzuncu Hint Seferinde Nandana Kalesinin fethinden sonra Keşmir üzerine yüründü. Keşmir kuvvetleri iki defa bozguna uğratıldı. Bu zaferin Hindistan’daki yankıları pek büyük oldu ve İslamiyet en uzak yerlere kadar yayıldı.
Sultan Mahmud, onuncu seferini, Hintlilerce mukaddes bilinen pek çok tapınak ve putun bulunduğu Thanesar şehrine yaptı. Hiçbir mukavemetle karşılaşmadan şehre giren Sultan, bütün putları kırdırdı. “Çakrasvami” adındaki en Ünlü putu Gazne’ye götürerek halka gösterdi. Bu zafer Hinduların Müslümanları tanımalarına sebep oldu. Bunun neticesinde pek çok kimse İslamiyetle şereflendi. 1015 yılında Keşmir yolu üzerine Lok hot Kalesini kuşattı ise de şiddetli kış yüzünden bir netice elde edemeyerek geri döndü.
Hint dünyası Sultan Mahmud’dan o derece yılmıştı ki, herhangi bir yere sefere çıksa şöhreti ondan önce varıyor ve şehirler korkudan teslim oluyordu. On ikinci seferini zengin ve bayındır bir ülke olan Kanave’a karşı yaptı. Sirsava Kalesini zaptetti. Baran (Bulendşehr) Kalesi önüne geldiğinde Raca Hardat, Sultanı karşılayarak Müslüman olduğunu bildirdi ve şehri teslim etti. Onunla birlikte 10.000 taraftarı da İslamiyeti kabul etti. Mahmud Han, sefere devamla Cumne ile Ganj nehirleri arasında bütün şehirleri aldı. 20 Aralık 1018’de de asıl hedefi olan Kanave’i fethetti. Bu seferden tahminen üç milyon dirhem para, altmış bin esir ve beş yüz fil ganimet ile dönüldü.
1020 yılında Kalincar, 1021’de Keşmir ve 1022’de tekrar Kalincar racaları üzerine seferler düzenleyen Sultan, bunları itaat altına aldı. On altıncı ve en Ünlü seferleri Somnat üzerine yaptı. Bu şehirde bulunan kutsal bir tapınaktaki put her yıl yüzbinlerce Hindu tarafından ziyaret edilir ve en kıymetli mücevherlerle süslenirdi. Sultan Mahmud bunu işitince bu sapık inançla birlikte o putu da yıkmaya karar verdi. Bu sayede Hintliler arasında İslam dininin yayılması da çabuklaşmış olacaktı. 18 Ekim 1025 tarihinde otuz bin atlı ve yüzlerce gönüllüden meydana gelen orduyla harekete geçen Sultan, 8 Ocak’ta Somnat’ı zabtetti. Tapınağa girdikten sonra müezzine, tapınağın üzerine çıkarak ezan okumasını emretti. Tapınaktaki putların tamamını kırdırdı. Rivayete göre tapınaktaki ganimetten Sultan’ın payına düşen beşte bir malın değeri yirmi milyon dinar idi. On yedinci seferinde ise Karmati olan Mansura hakimi Hafif’i cezalandırdı.
Yeminüddevle Mahmud Gaznevi, cihangirane fetihleri yanında, alim bir zat olup, ilme ve sanata büyük önem verirdi. Sultan’ın sarayında her gün alim ve şairlerle devamlı ilmi müzakereler yapılırdı. Sultan bu toplantıların birçoğuna kendisi de iştirak ederdi. Sultan Mahmud’un adına birçok eserler yazılmış olup, kendisine takdim edilmiştir. Firdevsi’nin Şehname’si bunlardan biridir. Ehl-i sünnet alimlerinin yetiştirilmesine büyük gayret sarf eden Gazneli Mahmud, Rafizi ve bid’at ehline karşı sert, hak mezhep ve ehline karşı pek yumuşaktı. Dine, medeniyete hizmetleri pek büyük oldu. Parlak bir devir açtı. Ebü’l-Hasan-ı Harkani hazretleri onun zamanında yaşamış en büyük İslam alimlerinden biridir. Otuz üç sene adalet ve muvaffakiyetle saltanat sürüp, 1030’da Gazne’de vefat etti. Gazne’deki türbesi pek mükemmel ve müzeyyendi. Yerine oğlu Celalüddevle Muhammed geçti.
Sultan Mahmud, ömrünün kırk beş senesini savaş meydanlarında daima hareket halinde geçirdi. O, Türk-İslam dünyasının yetiştirdiği en büyük hükümdarlardan biridir. Son derece cesur ve o derece de ihtiyatlıydı. alimleri toplayıp çok hürmet ve ikramda bulunurdu. Onların kalplere feyz veren sohbetlerinden faydalanırdı. İslamiyeti yaymak gayesiyle, iki cephede faaliyette bulundu. Hindistan’daki putperest Berehmenler ve Mısır Fatımi Devleti (909-1171)nin yoğun propagandası ile İslam ülkelerinde yayılan ve yıkıcı Rafizi-Batıni hareketleriyle mücadele etti. Berehmenleri her yerde mağlubiyete uğrattı. Buna karşılık Rafiziliği sıkı takip edip, ideolojilerini yasaklayıp, yıkıcı ve bölücü eserlerini imha etmesine rağmen, faaliyetlerini bütünüyle ortadan kaldıramadı. Lakin yayılmasını büyük ölçüde önledi.
Devletin menfaatlerinin gerektirdiği her çareye başvuran bir hükümdardı. Hadiseleri isabetlice değerlendirmekte pek mahirdi. Ordusu özel talim ve terbiye ile yetiştirilen ve sultanın şahsi birliklerini meydana getiren “Hassa Ordusu” ile ganimetten hisse alan “Gönüllüler”den meydana gelirdi. Gaznelilerin savaş gücünün büyük bir kısmını gönüllüler meydana getirirdi. Sultan Mahmud, İslam ülkelerinden, vazifeli adamları aracılığıyle gaziler toplattığı gibi, sefer zamanlarında her taraftan gelerek kendiliklerinden orduya katılanlar da kalabalık bir mikdara ulaşırdı. Sultan Mahmud, bu sistem sayesinde, Orta Doğuda cihad yapmak arzusunda olan gayretli Müslümanlar ile zararlı faaliyetlerde bulunarak sosyal bünyeyi sarsabilecek işsiz güçsüzleri başka bölgelere seferber ederek, onlara yeni imkanlar temin ediyordu. Böylece, zalim olmayan, bir disiplin altında toplanabilen bu insan gücünü, ülkelerine problem olmaktan çıkarıyordu. Hindistan seferleri neticesinde Gazneli Devleti, sınırlarını genişletip, çok zenginleşti. Gazne şehri parklar, bahçeler, zafer abideleri, camiler ve Ulu Cami gibi mimari eserlerle süslenmişti. Ayrıca Belh, Nişabur gibi büyük şehirler de, o devrin en güzel ve bakımlı beldeleri haline gelmişti.
Gazneli Mahmud, kalabalık orduları sevk ve idarede muktedir, üstün bir kumandanlık kabiliyetine sahipti. Her türlü iklim ve tabiat şartlarına göre savaş usulü tatbik etmek, malzeme temin etmek, askeri birlikler yetiştirmekte de askeri bir dehası vardı. Hindlilere karşı iyi talimli okçu tümenleri kullanmış, Maveraünnehr, Harezm ve Büveyhiler seferlerinde, bu ülkeler ordularının savaşmağa cesaret edemedikleri filleri ileri sürmüştü.Gazneli Mahmud gerek iyi idaresi, gerekse hak severliği ve adaletiyle yüzyıllarca sevilmiş örnek devlet adamlarından biridir.
MESUD DÖNEMİ…
Mahmud’un ikiz oğullarından Muhammed Cüzcan’da, mesud isfahan’da valilik yapıyordu. Mahmud 1030 yılında ölünce, oğlu Muhammed’in Gazne’deki yandaşları onu hemen başkente çağırıp emir ilan ettiler. Ama ordunun Mesud’u tutmasıyla Muhammed’in emirliği kabul edilmedi ve Mesud Gazne’ye yürüdü. Muhammed’in birlikleri onu durduramadı ve Mesud Herat’a ayak basınca yetkili bir Gazne heyeti tarafından hükümdarlığı ilan edildi. Gözleri kör edilen Muhammed bir kalede tutuklandı. Babasının güttüğü siyaseti sürdürme yolunda harcayan Mesud , Maveraünnehir’de Selçuklu baskısının artması nedeniyle daha çok Hindistan’la ilgilendi. 1040 yılında Dandanakan’da Selçuklular karşısında ağır bir yenilgiye uğrayınca Gazne’ye dönüp ailesini ve hazinesini toplayarak Lahor’a çekildi. Oğullarından Mecdud daha önceden Lahor’a gönderildi; Mevdud ise Belh savunmasıyla görevlendirildi. Mergale geçidine girdiği zaman tutuklanan Mesud, bir süre sonra yeğeni Ahmed tarafından Girihapishanesinde öldürüldü.(1041)
NESA SAVAŞI (1035)…
Mesut döneminde Gazneliler için en büyük tehlike Selçuklular idi. Sultan Mesut Maveraünnehir ve Horasan'a doğru ilerleyen Tuğrul ve Çağrı beylerin emrindeki Selçuklular üzerine ordu gönderdi. Nesa yakınlarında 1035 yılında yapılan savaşta Gazne ordusu yenildi. Savaşı kazanan Selçuklular Horasan bölgesinde gittikçe güçlendiler ve Belh şehrini ele geçirdiler. Bu haberi alan Sultan Mesut yeniden ordu hazırlayarak Selçukluları Horasan'dan çıkarmak istedi.
SERAHS SAVAŞI…
Selçuklular Serahs yakınlarında yapılan savaşta Gaznelilere karşı ikinci defa zafer kazandı (1038). Tuğrul Bey bu başarıdan sonra Horasan'ın önemli bir şehri olan Nişabur'a girdi. Selçuklu-Gazneli üstünlük mücadelesi 1040 yılında Dandanakan Meydan Muharebesi'nde çözüldü.



DANDANAKAN SAVAŞI…
Selçuklular ile Gazneliler arasında yapılan, Selçukluların başarısıyla sonuçlanan savaş (1040). Sultan Mesud, Selçukluların artık kendi devleti için ne kadar büyük bir tehlike olduğunu anlamış ve onlar üzerine sefere çıkmıştı. Nihayet Sultan Mes'ud ilk iki savaşta Selçukluları mağlup etti (1039). Ancak bu Gazneliler için Selçukluları tamamıyle itaat altına alabilecek kesin bir zafer değildi. Bu bakımdan Selçuklulara barış teklif edildi.Selçuklular tarafında da kabul edilen bu teklife göre; Gazneli ordusu Herat'a gidecek, Nesa, Baverd, Fevare şehir ve hududları Selçuklulara teslim edilecek, Selçuklular ele geçirmiş oldukları Nişabur, Serahs ve Merv'i tahliye edeceklerdi. İki tarafın da bu geçici barışı kabul etmelerinin sebebi, dinlenmek ve yeniden savaşa hazırlanmaktı.
Selçuklular barış şartlarına uymadıkları gibi, Gazneli topraklarına yeniden akınlara başladılar. Sultan Mes'ud tekrar Selçuklulara karşı harekete geçti. Selçuklular ile Gazneliler arasında devam eden savaşların en büyüğü ve önemlisi Merv civarındaki Dandanakan kalesi yakınında oldu. Selçuklular, Sultan Mes'ud idaresindeki ordu karşısında kesin sonucu alarak Gaznelileri hezimete uğrattılar (24 Mayıs 1040). Dandanakan savaşını kazandıktan sonra Selçuklu Beyleri toplanarak Tuğrul Bey'i "Horasan Emiri" ilan ettiler. Artık Horasan'da tamamen bağımsız bir devlet kuruyorlar ve büyük bir imparatorluk için ilk adımlarını atıyorlardı. Ayrıca devrin adeti gereğince civardaki hükümdarlara zaferlerini bildiren "fetih-nameler" gönderdiler.
Selçuklu reisleri aynı ay içinde Merv şehrinde toplanan Kurultay'da bir araya gelerek mühim kararlar aldılar. Bu toplantıda alınan kararlardan birisiyle Abbasi Halifesi Kaim bi-Emrillah'a sadık olduklarını ve Horasan'da adaleti tesis edeceklerini bildirdiler. Bundan sonra Selçuklular hakim oldukları ve ayrıca ilerde ele geçirmeyi tasarladıkları ülkeleri yine eski Türk geleneği gereğince bölüştüler.Bu bölüşmeye göre; Tuğrul Bey "sultan" sıfatı ile Nişabur'u alarak batıya Irak tarafına gidecekti. Çağrı Bey'e "Melik" unvanı ile merkez Merv olmak üzere Ceyhun ile Gazne arasındaki bölge, Musa Yabgu'ya, Büst, Herat ve Sistan havalisi verildi. hanedana mensup şehzadeler de birer bölgenin zabtı ile görevlendirilmişlerdi.Selçuklular bu esas üzerine fetihlere giriştiler ve bu süratle gerçekleştirdiler. Çağrı Bey Gaznelilere karşı başarılı savaşlar yaparak, onları Horasan'dan tamamen uzaklaştırdı. Bir Gazneli ordusunu mağlup ederek Belh şehrini ele geçirdi (1040 yılı sonbaharı). Tuğrul Bey ile beraber Harezm'e yürüdüler ve ezeli düşmanları Şah Melik'i mağlup ederek, geçmişte uğradıkları baskının acısını çıkardılar ve Harezm ülkesini Selçuklu Devleti'ne bağladılar (1043). Daha sonra Çağrı Bey oğlu Alp Arslan'ın yardımı ile başarısını sürdürdü ve Karahanlıları mağlup etti.Ele geçirdiği bölgelerde Selçuklu hakimiyetinin tanınması ve buralara Karahanlıların saldırmamaları şartı ile başarılı bir anlaşma yaptı (1050). Çağrı Bey ayrıca Gazneliler sultanı İbrahim ile de Hindikuş dağları arada sınır olmak üzere anlaştı (1059). İki devlet arasındaki bu anlaşma yarım asır kadar devam etmiştir. Selçuklu devleti'nin kuruluşunda büyük rolü olan Çağrı Bey, yetmiş yaşında Serahs şehrinde öldü (1060). Ailenin en büyüğü Musa Yabgu, Dandanakan savaşından sonra Herat'ı zabtetti (1040). O Sistan bölgesini idaresi altında bulunduruyor ve daha çok Herat'da oturuyordu. Ancak onun hanedanın öteki üyeleri kadar başarılı olmadığı anlaşılıyor. Nitekim 1064 yılında Sultan Alp Arslan'a isyan etti. Neticede Herat kalesinde yakalanarak Alp Arslan'ın yanına götürüldü ve böylece siyasi hayatı sona erdi.


MESUD’DAN SONRAKİ DÖNEM…
Daha önce Belh savunmasıyla görevlendirilmiş olan Mevdud, babası ölünce Gazne’ye yürüdü. O sırada amcası Muhammed, ikinci kez hükümdar ilan edilmişti ama Mevdud, Negrehar’da amcasının kuvvetlerini yenilgiye uğratıp, babasının katillerini öldürdü; Celalabad yakınlarında Fethabad kentini kurdurup 1041 1049 yılları arasında saltanat sürdü. İkiz kardeşi Mecdud ‘dun başkaldırmasını fırsat bilen Hindular (Delhi racası) doğuda Lahor kapılarına dayandı. Batıdaysa Selçuklular bazı kentleri yağmalayıp Gazne üstüne yürüdüler. Mevdud ‘un orduları Bust yöresinde Selçukluları bozguna uğrattıysa da istilayı ancak bir süre için durdurabildi. Mevdud, 1049 yılında ölünce, yerine küçük bir çocuk olan oğlu Mesud 2 geçirildi ama, kısa sürede Mesud 2 tahttan indirildi. 1049-1052 yılları arasında Gazneli iktidarı sürekli el değiştirdi. Sonunda Nuş Tigin’in desteğiyle hükümdar ilan edildi Ferruhzad. Saltanatı sırasında Selçuklu tehlikesi durduruldu. Ülkede düzen sağladı. Ferruhzad 1059’da ölünce, yerine geçen kardeşi İbrahim, hemen Selçuklularla bir anlaşma yaptı ve oğluna Melikşah’ın kızını aldı. Hindistan’a yapılan akınlarla Ganj ırmağına kadar inen bölgeyi ele geçiren İbrahim’e ‘Sultan’ unvanı verildi. İbrahim döneminden sonra tahta çıkan hükümdarlar zamanında ülke iç karışıklıklarla sarsıldı. O sıralarda bir başka Türk Devleti kurulup gelişmekteydi: Büyük Selçuklu Devleti. Nitekim Gazneliler sonunda, Selçukluların egemenliğini tanımak zorunda kaldılar ve 1187 yılına kadar Selçuklulara bağlı küçük bir devlet olarak yaşadıktan sonra, bu tarihte Gurlular tarafından ortadan kaldırıldılar.
YÖNETİM VE UYGARLIK…
Orta çağın bu önemli Türk-İslam Devletinde yönetim dört ayrı divan tarafından yürütülüyordu: 1. Divanı Vezaret; 2. Divanı arz; 3. Divanı Riyaset ya da İnşa; 4. Divan İşraf. 1. Divan, maliye ve genel yönetim işlerini, 2. Divanı askerlik ve ordu işlerini, 3. Divan yazışmalarını, 4. Divansa haber alma ve güvenlik işlerini yürütürdü. Ordunun büyük çoğunluğunu Türkler oluşturuyordu; bu arada birçok İslam ülkesinden de asker alınmıştı. (Gazneli Mahmud’un ordusunun yüz bini geçtiğini biliyordu.) Ülkenin resmi dili Arapçaydı ama özellikle Mahmud döneminde kültür dili Farsça oldu. Ülkede Türkçeye ve Türk kültürüne de önem veriliyordu: Ünlü Türk dil bilgini Fahreddin Mübarekşah bu dönemde yetişti. Gaznelilere ait anıtsal mimarlık yapıları arasında en önemlisi, Güney Afganistan’da Bust kentindeki leşgeri Bazar Sarayı’dır. Gazne’deki ve Sengbest’teki türbeler de mimarlık açısından ilgi çekicidir. Ayrıca son kazılar önemli bazı cami kalıntılarını ortaya çıkarmıştır. Tuğlalar, pişmiş topraktan kabartmalar, renkli çini levhalar, özellikle küfi yazı örnekleri, Gazneli sanatının kendinden sonraki dönemlerde Hindistan ve Selçuklu sanatını etkilediğini gösterir.
GAZNELİ ORDUSU…
Gazneli ordusu dönemin en modern ve profesyonel ordularından birisi idi. Ordu daima savaşa hazır durumda bulundurulurdu. Ordunun başkomutan bizzat sultandı. Gazneli ordusunun önemli bir özelliği de Hindistan'dan haraç olarak alınan fillerdi. Kaynakların belirttiğine göre fil sayısı en çok 1700 civarında olmuştur. Gazne ordusunda fillerin eğitilmesi ve barınması için fil hane kurulmuştu. Gazne ordusundaki askerlerin çoğu süvari idi. Gazne ordusunun sayısı da yaklaşık yüz bin kişi civarında idi. Bu sayı savaş zamanında gönüllüler ve eyalet kuvvetlerinin katılmasıyla artardı.
Gazne ordusunu oluşturan unsurlar şunlardır:
& Gulâmlar: Gulâm Farsça kul demektir. Orduda "Gulâm Sistemi" ise kulluk sistemi demektir. Gulâm sistemi en gelişmiş şekli ile Gazneliler ve Selçuklularda görülmektedir. Bu sistem bir bakma o devrin askerî okulları idi. Çocuk yaşta toplanan asker adayları, gulâm yetiştirme merkezlerine (gulâmhane) getirilirler, burada at üzerinde silah kullanmayı, saray terbiyesiyle sultana hizmet etme usullerini öğrenirlerdi. Sultana yakın devlet yöneticileri ve yüksek seviyeli komutanlar gulâm sisteminden yetişiyordu. Gulâm sistemindeki eğitim süresi uzun olup, 18 ? 20 yılı bulabiliyordu. Sultanlar kendilerine en yakın askerler olan hassa birliklerini (Gulâman-ı Has) gulâmlardan seçerlerdi. Hassa askerleri savaşa her an hazır olan eğitilmiş askerlerdi. Hassa ordusu askerleri yılda dört defa bistegani adı verilen maaş alırlardı. Gulâmlar saray teşkilatında da önemli görevler alabiliyorlardı. Sultan Alp Arslan'ın kendisine bağlı 4000 gulâmı olduğu bilinmektedir. Gulâm sistemine giren askerlere memlûk (köle)' da denilirdi. Fakat buradaki memlûk, hiçbir kanuni hakkı olmayan esir insan demek değildi. Bunlar tamamen özel statüde eğitilmiş askerlerdi. içlerinden yönetici ve komutan da çıkabiliyordu.
& Muntazam birlikler: Sürekli askerlerin oluşturduğu yaya ve süvarilerden karma düzenli birliklerdir.
& Eyalet askerleri: Eyalet askerleri iktalarda yetişmiş atlı askerlerle, şehzade ve meliklerin kuvvetlerinden oluşmaktadır.
& Ücretli askerler: Ücretli askerler Oğuz, Karluk ve Yağma Türklerinden seçilirdi.
& Gönüllüler: Gönüllüler (gazi) herhangi bir savaş esnasında, savaş bölgesine yakın yerlerden orduya katılan kuvvetlerdi. Sultan Mahmud'un 1018'deki Hindistan seferine yirmi bin gönüllünün (gazi) katıldığı bilinmektedir.
GAZNE’DE BİLİM, KÜLTÜR VE SANAT…
Gaznelilerin devri kültür bakımından da parlak geçmiştir. Sultan Mahmud ve oğlu Mesud saraylarında devrin en büyük kabiliyetlerini toplamaya çalışmışlar, şairlere hürmet ve sevgi göstermişlerdi. Sultan Mahmud'un sarayında dört yüz şairin bulunduğu rivayet edilmektedir. Edebiyattan başka tarih yazıcılığı da Gaznelilerde çok önem taşımaktaydı.
Sultan Mahmud Harizm'i ele geçirdiği zaman ortaçağın büyük bilim adamlarından Biruni'yi Gazne'ye getirtmişti.
Böylece Biruni Hindistan'a yapılan Gazneli seferlerine katılma şansı buldu. Onun büyük eseri "Tahkik mâli'-Hind" bu şekilde ortaya çıkmıştır. Bu eser Hinduların inanç ve adetlerini tarafsız olarak inceleyen ilk İslami eserdi. Bu eserde Hind din, ilim ve coğrafyası hakkında çok geniş bilgi bulunmaktadır.
Gazneli sultanlar mimari faaliyetleri ile de dikkat çekmişlerdir. Sultan Mahmud ve Mesud dönemi eserlerinden pek azı bugüne kadar gelebilmiştir. Mahmud halkın yararı için çarşı, köprü, su yolu ve kemerleri ile camiler yaptırmıştır. Sultan Mesud'un kendisi de zaten yetenekli bir mimardı ve yaptırdığı bir sarayın planını kendisi çizmişti.
Gazneliler'in Türk ve İslâm tarihindeki başlıca rolü, kuzey Hindistan'dan fütühâtına yol açarak İslâm dînine Pencâb'da kuvvetli bir dayanak noktası elde etmesi ve daha sonraki Hindistan fetihlerine bu sûretle sağlam bir zemin hazırlamış olmasıdır. Ayrıca Gazneliler Hind dünyâsı kültürü ile doğrudan doğruya temas kuranlar olarak târîhe geçmişlerdir. Yıllar sonra Pakistan Devleti'nin kurulmasında da birinci derecede etken olmuşlardır. Sultan Mahmûd ve Mes'ûd'un şahsiyetleri ise halkın zihninde büyük Müslüman ve halk kahramanları olarak yerleşmişti. Mahmûd daha sonraki İran edebiyâtında da meşhûr bir şahıs, adâlet ve insâf timsâli bir hükümdâr olarak yer almıştır.


Gazneliler Devletinin Yıkılış Nedenleri:
Gazne Devleti Afganistan’da kurulmuş bir Türk devletidir (m.s. 963). Gazne Devleti’nde de, devleti yöneten hanedandaki kardeşler arasında taht kavgaları olmuştur. Hem bu taht kavgaları hem de Selçuklular karşısında 1040 yılında, Dandanakan’da aldıkları yenilgi sebebiyle güçsüzleşen devlet, Afgan yerlilerinden olan Gurlular tarafından yıkılmıştır (1183).tehlike Selçuklular idi. Sultan Mesut Maveraünnehir ve Horasan'a doğru ilerleyen Tuğrul ve Çağrı beylerin emrindeki Selçuklular üzerine ordu gönderdi. Nesa yakınlarında 1035 yılında yapılan savaşta Gazne ordusu yenildi. Savaşı kazanan Selçuklular Horasan bölgesinde gittikçe güçlendiler ve Belh şehrini ele geçirdiler. Bu haberi alan Sultan Mesut yeniden ordu hazırlayarak Selçukluları Horasan'dan çıkarmak istedi.

BEYZA ŞAHİN   ANADOLU  11/B

6877
0
0
Yorum Yaz