Çağdaş Türk ve dünya Tarihi notları 12

2011-05-01 13:32:00

Kıbrıs Meselesi:     1571’de Türk hakimiyetine giren Kıbrıs’ın yönetimi 1878 Berlin Antlaşması’nda arabuluculuk görevi yapan İngiltere’ye geçici olarak bırakıldı. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na girmesini fırsat bilen İngiltere, 5 Kasım 1914’te Kıbrıs’ı ilhak ettiğini açıkladı. Türkiye Lozan Antlaşması ile bu statüyü kabul etti.   Rumlar Adayı  Yunanistan’a katma idealleri (enosis) doğrultusunda faaliyetlerde bulundular.

      2. Dünya Savaşı’ndan sonra Yunanistan, sorununu BM’ye taşıyarak meseleyi uluslararası bir konu haline getirdi. Kıbrıs’ta self-determinasyon ilkesinin uygulanmasını isteyen Yunanistan’ın bu girişimi BM tarafından reddedildi.  Yunanistan’ın Kıbrıs konusundaki isteklerinin reddedilmesi üzerine Rumlar, Kıbrıs’ta EOKA yeraltı örgütünü kurarak önce İngilizler, sonra da Türklere yönelik tedhiş hareketlerine başladılar.

           1959’da Türkiye ve Yunanistan başbakanları Zürih’te bir araya gelerek Kıbrıs’ta bağımsız bir cumhuriyet kurulması kararı alınarak Zürih Anlaşması yapıldı. Daha sonra Türkiye, Yunanistan ve İngiltere Londra’da Zürih Anlaşması esas alınarak bağımsız bir Kıbrıs Devleti’nin kurulmasına karar verildi.1960’ta bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edildi. Cumhurbaşbakanlığına Rum lider Makarios, yardımcılığına da Türk lider Dr. Fazıl Küçük getirildi.EOKA, Türklere karşı tedhiş hareketlerine devam etti. Kıbrıs Türkleri de bu faaliyetlere 1955’te  kurulan Türk Mukavemet Teşkilatı(TMT) vasıtasıyla karşı koymaya çalıştı.  1964’te BM Güvenlik Konseyi, Barış Gücü kurulması kararı aldı. Rum çetelerinin saldırıya geçmesi Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahale kararı almasına yol açtı. Ancak bu kararın uygulanmasını istemeyen ABD Başkanı Johnson, yazdığı mektupla Türkiye’yi kararından vazgeçirmeye çalıştı.   Johnson’un mektubu Türkiye’yi SSCB ve Orta Doğu politikasını yeniden gözden geçirmeye yöneltti.

2. Dünya Savaşı’ndan sonra Batı İttifakı’nda yer alan Türkiye’nin SSCB ile ilişkileri DP iktidarının son yıllarına kadar mesafeliydi. Batıdan beklediği ekonomik yardımı alamayan Türkiye’nin 1959’da SSCB’den kredi talebinden bulunması ve daha sonra Doğu ve Batı Bloku arasındaki ilişkilerde yumuşamanın başlaması Türkiye-SSCB ilişkilerini olumlu etkilemişti.Diplomatik ziyaretlerle başlayan ekonomik ilişkiler, siyasi ilişkilerinde gelişmesinde etkili oldu.

         BM Barış Gücü’nün Rum çetelerinin Kıbrıs’taki saldırılarını  engelleyememesi üzerine 8 - 9 Ağustos 1964’te Türk Hava Kuvvetlerine bağlı savaş uçakları Rum mevzilerini bombaladı. 1967’de Rumların  genel saldırı hareketlerine geçmesi üzerine Türkiye, Yunanistan’a bir not verdi. Rumlarla bir arada yaşamanın mümkün olmayacağını anlayan Kıbrıs Türkleri, 28 Aralık 1967’de Kıbrıs Geçici Türk Yöntemi’ni kurudular. Bu yöntemin başkanlığına Dr. Fazıl Küçük, başkan yardımcılığına da Rauf Denktaş seçildi.

          Enosis’in hemen gerçekleştirilmesini isteyen EOKA üyeleri Yunanistan’dan aldıkları destekle 15 Temmuz 1974’te Makarios’a karşı bir darbe gerçekleştirdi. EOKA üyeleri Nikos Sampson’u Cumhurbaşbakanlığına getirirken “Kıbrıs Elen Cumhuriyeti”ni ilan ettiler.EOKA üyeleri Nikos Sampson’u Cumhurbaşbakanlığına getirirken “Kıbrıs Elen Cumhuriyeti”ni ilan ettiler.Türkiye Enosis’e engel olmak, barışı yeniden kurmak ve Türklerin güvenliğini sağlamak amacıyla “Kıbrıs Barışı Harekatı”nı başlattı.   Lefkoşa’ya kadar ilerleyen Türk kuvvetleri, 22 Temmuz’da BM’nin ateşkes çağrısına uydu. Kıbrıs meselesinin görüşülmesi maksadıyla Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, Cenevre Konferansında bir araya geldi. Görüşmelerden barışı sağlayacak bir sonuç çıkmayınca “İkinci Barış Harekatı” başladı.

      ABD’nin bu harekatı gerekçe göstererek Türkiye’ye silah ambargosu, uygulaması, iki ülke arasındaki ilişkileri olumsuz etkiledi. Türkiye, Türkiye’deki bütün ABD üs ve tesislerine el koydu. Ancak 1978’de ABD ambargosunun kalkmasıyla ilişkiler normale döndü.SSCB 1974 Kıbrıs Barış harekatı’nda Türkiye’ye destek vermedi.Başlatılan toplumlar arası görüşmelerden istenilen sonucun alınamaması  üzerine 1975’te Rauf Denktaş’ın liderliğinde “Kıbrıs Türk Federe Devleti”ni kurdu.BM Genel Kurulu, 1983’te Kıbrıs Rumlarını “Kıbrıs Tük toplumu da 15 Kasım 1983’te “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”ni kurdu.

Ege Adalarının Silahlandırılması   Yunanistan, özellikle 1963 Kıbrıs bunalımından itibaren Ege Denizi’nde Türkiye kıyılarına yakın olan adalara birlikte 1947’de İtalya’dan aldığı Meis ve On iki Ada’yı, Lozan Antlaşmasına aykırı olarak gizlice silahlandırmaya başladı. 1974’ten itibaren Yunanistan, Ege adalarını açık olarak silahlandırılmaya devam etti. Yunanistan adaları NATO tatbikatları kapsamına aldırtarak silahlanma faaliyetlerini meşrulaştırmak istemiştir.  Yunanistan, 1980’de Türkiye’nin veto hakkını kullanmaması üzerine altı yıllık bir aradan sonra NATO’nun askeri kanadına döndü. Bu gelişmeden sonra da Yunanistan, Limni Adası’nı NATO savunma sistemi kapsamına aldırtmayı amaçlayarak 1983’te Limni’nin dahil edilmediği hiçbir NATO tatbikatına katılmayacağını beyan etti.

Kıta Sahanlığı  Sorunu:  Yunanistan 1961’den itibaren şirketlere Ege Denizi’nin kuzey ve batı  kıyılarında petrol arama ruhsatı vermeye başladı. 1970 başlarında arama ruhsat alanını Doğu Ege’yi kapsayacak şekilde genişletti. Böylece Yunanistan Ege Denizi’nde Türkiye ile deniz sınırlarını kendisine göre belirlemeye çalışması iki ülke arasında anlaşmazlığa sebep oldu.  Yunanistan’ın bu faaliyetleri üzerine Türkiye de Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına Ege’nin açık deniz sularında ve kendi kıta sahanlığında petrol arama ruhsatı verdi. Yunanistan’ın bu duruma itirazı  iki ülke arasında “Kıta Sahanlığı Sorunu”nu ortaya çıkardı. 1974 Kıbrıs Barış harekatının gerçekleştirilmesi iki ülke ilişkilerini daha da gerginleştirdi.İkili görüşmelerde Uluslar arası Adalet Divanında görüşülmesi konusunda prensip anlaşmasına varıldı. BM Güvenlik Konseyi sorunun ikili müzakereler yoluyla çözümlenmesi kararı aldı.  İki ülke temsilcileri Bern’de bir araya geldi. Görüşmeler sonunda imzalanan “Bern Deklerasyonu” ile taraflar Ege Denizinde kıta sahanlığı ile ilgili hiçbir faaliyette bulunmamayı kabul etti.

 Kara Sularının 12 Mile çıkarılması Sorunu    Lozan Antlaşması’yla Ege Denizi’nde kara suları genişliği 3 mil olarak kabul edilmişti. Bu genişlik 1936’da Yunanistan 1964’te Türkiye tarafından 6 mile çıkarıldı. 1974’ten itibaren Yunanistan değişik dönemlerde kendi kara sularını 12 mile çıkaracağını ileri sürdü.Böylece Yunanistan, Ege Denizi’nde – adaların çokluğu nedeniyle –  büyük orada egemenlik hakkında sahip olabilecek ve üstünlük sağlayabilecekti.Türkiye, Yunanistan’ın kara sularını 6 milin üzerine çıkarmasını hiçbir zaman kabul etmeyeceğini ve böyle bir uygulamanın savaş nedeni olacağını açıkladı.

Türkiye’nin Orta Doğu Politikası   1950 –  1960 yılları arasında Arap ülkelerinin SSCB’ye yaklaşmalarına karşılık NATO üyesi olması sebebiyle Türkiye Orta Doğu’da Batı’ya paralel bir politika izlemişti.Kıbrıs  meselesinde yalnızlıktan kurtulmak isteyen Türkiye Orta Doğu’ya açılma politikası izleyerek Arap ülkeleri ile ilişkilerini geliştirdi. 1967 Arap – İsrail Savaşında Türkiye, ABD’nin Türkiye’deki üslerinden İsrail’e yardım etmesine izin vermedi.Türkiye 1969’daki Mescid-i Aksa yangınına büyük tepki gösterirken bu gelişme üzerine Rabat’ta toplanan İslam Zirve Konferansı’na katıldı.

Ermeni İddiaları    Diasporanın amacı   iddialarını  dünyaya tanıtmak ve Türkiye’ye kabul ettirmek, Türkiye’den tazminat ve toprak almak son aşamada da büyük Ermenistan hayalini gerçekleştirmekti. Ermeniler ASALA adlı terör örgütünü kurdular. 1973’te Los Angeles’te Başkonsolos Mehmet Baydar ve yardımcısı Bahadır Demir’in bir Ermeni terörist tarafından katledilmesi. Ermeni iddialarının dünya kamuoyuna duyurulması için yeni bir yöntemin ortaya çıkmasına sebep oldu.Ermeni terörünü  asıl yönlendiren terör örgütü ASALA olmuştur. ASALA’nın 1973’te başlatarak 1994 yılına kadar devam ettiği terör faaliyetlerinde çoğu diplomat olan 35 Türk şehit edilmiştir.

 l. TÜRKİYE’DE BUNALIMLI YILLAR ( 1960 – 1983 )

l. Siyaset   Türkiye, 1950’de iktidara gelen Demokrat Parti ile ilk yıllarda birçok alanda büyük gelişme kaydetmişti. Ancak 1957’den itibaren siyasi yaşamdaki hoşgörü  eksikliği ve belirtilen ekonomik nedenler siyasi ortamı gerginleştirdi. Bu şartlar altında 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi gerçekleştirecek DP iktidarına son verildi.  Anayasa yürürlükten kaldırılarak meclis kapatıldı. Cumhurbaşkanı, başbakan, pek çok bakan ve milletvekili yargılandı. Bu yargılama sonucunda Başbakan Adnan Menderes, dışişleri Bakanı Fatih Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edildi. (1961). 11 nisan 1990 tarihinde kabul edilen kanunla, idam edilen bu devlet adamlarının itibarları iade edilmiş ve aynı kanun uyarınca naaşları kendileri için İstanbul’da yaptırılan anıt mezara devlet törenlerinde defnedilmiştir.

        Türk Silahlı  Kuvvetleri adına ülke yönetimini üstlenen Milli Birlik Komitesi yeni anayasayı oluşturmak için Kurucu Meclis Kanunu’nu kabul etti.  Siyasi partilerin faaliyetine de izin verildi. Yeni anayasa 9 Temmuz 1961’de yapılan halk oylaması sonucunda kabul, edilerek yürürlüğe girdi. Seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi(CHP), Adalet Partisi (AP), Cumhuriyetçi Köylü Millet Patisi (CKMP), Yeni Türkiye partisi (YTP) katıldı.

Meclis, Cemal Gürsel’i cumhurbaşkanlığına seçti. 1965 seçimlerine kadar koalisyon hükümetleri iktidara katıldı. 10 Ekim 1965’te yapılan genel seçimleri AP kazandı. 27 Ekim 1965’te Süleyman Demirel’in başbakanlığı ile başlayan AP iktidarı, 12 Mart 1971 Askeri Muhtırasına kadar devam etti. Demokrasiye zarar veren bu muhtıra sonucunda Başbakan Süleyman Demirel istifa etti. Daha sonra ise partisinden istifa ederek bağımsız kalan Nihat Erim başbakanlığında meclis dışından ve farklı partilerin milletvekillerinden oluşan geniş tabanlı ve hiçbir siyasi partiyle doğrudan ilişki olmayan bir hükümet kuruldu.

1973’te Fahri Korutürk cumhurbaşkanı  seçildi .  Siyasi istikrarsızlık ekonomik ve toplumsal gelişmeyi olumsuz etkileyerek ülkede iç huzursuzluk, siyasi anlaşmazlık ve ekonomik sıkıntıların artmasına yol açtı. Türk Silahlı Kuvvetleri yer yer meydana gelen şiddet ve terör olaylarını gerekçe göstererek 12 Eylül 1980’de demokratik yönetimi ortadan kaldıran askeri müdahaleyi gerçekleştirmiştir. 24 Kasım 1983’e kadar devam eden bu dönem, Türk siyasi tarihine “12 Eylül Dönemi” olarak geçti.

12 Eylül 1980’de siyasi iktidarı eline alan Türk Silahlı Kuvvetleri, Genelkurmayı  Başkanı Org. Kenan Evren başkanlığında kuvvet komutanlarından oluşan Milli Güvenlik Konseyini (MGK) oluşturdu. Kenan Evren aynı  zamanda devlet başkanlığı görevini de üstlendi. Bülent Ulusu’nun başkanlığında Bakanlar Kurulu oluşturuldu. Prof. Orhan Aldıkaçtı başkanlığında kurulan komisyonun hazırlandığı anayasa 7 Kasım 1982’de halkoyuna sunularak kabul edildi.

1983 seçimlerine Anavatan Partisi (ANAP), Halkçı Partisi (HP) ve Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP) katıldı. Bu seçimler sonucunda birinci parti olarak çıkan ANAP, Turgut Özal başkanlığında tek başına iktidar oldu. 1961 Anayasası’nın en önemli özelliği, bireye ağırlık vermiş olmasıdır.

Ekonomi 1960’tan itibaren planlı ve hızlı kalkınmayı hedefleyen yeni bir ekonomi anlayışı benimsendi.    Kalkınma planları  hazırlamak amacıyla Devlet Planlama Teşkilatı (DTP) kuruldu. (1960). Bu doğrultuda beş yıllık kalkınma planları yapılarak uygulamaya konuldu.  1960 - 1970 yılları arasında uygulanan “ithal ikameci sanayileşme”  ile daha önce ithal edilen tüketim mallarının ülkede üretimi amaçlanmıştı. 1970’li yıllarda uygulanan “ileri ithal ikameci model” ile ülkemizde artık otomobil de üretilmekteydi.

Türkiye ekonomisi 1970’lerde zor günler geçirdi. Bu kötü gidişi önlemek için çeşitli ekonomik programlar hazırlandı. Bu programlar içerisinde karma ekonomiden serbest piyasa ekonomisine geçişi sağlayan 24 Ocak Kararları önemli bir yer almaktadır (1980).

SOSYAL VE KÜLTÜREL HAYAT    1960 –  1980 yılları arasında Türkiye’de köyden kente göç, işçi sayısındaki sendikal faaliyetlerin yoğunlaşması gibi önemli toplumsal değişimler yaşandı. 1960’tan sonra görülen değişiklikler edebiyat, sinema ve müzik alanında etkisini gösterdi.  Garipçilere karşı ortaya çıkan “İkinci Yeni Akımı” 1960’ların ortalarına kadar etkisini devam ettirdi.

Daha önceki dönemlerde başlayan “köy romancılığı” Fakir Baykurt’un “Yılanların Öcü”, Şevket Süreyya Aydemir’in “Toprak Uyanınca” eserleriyle ön plana çıkmıştır.   1960’lı  yılların ortalarından itibaren “Toplumculuk” edebiyatta bir akın olarak ortaya çıktı. Şiir alanında bu tarzın temsilcilerinden Nazım Hikmet ve Ahmet Arif gibi isimler sayılabilir. Dönemin diğer bir önemli ismi, şiirlerinde mistik anlayışı kullanılan Necip Fazıl Kısakürek’tir. Şair, şiirlerini “Çile” adlı kitabında toplamıştır.

Konularını  genellikle halk hayatından ve Kurtuluş Savaşı’ndan alan Kemal Tahir bu döneme damgasını vuran yazarlarımızdandır. Haldun Taner hiciv anlayışını ustalıkla kullanmıştır.Tarık Buğra tarihi meseleleri konu olarak seçmiştir. Bu dönem edebiyatında gezi, hatıra türünde Yusuf Ziya Ortaç; deneme eleştiri türünde Nurullah Ataç, Mehmet Kaplan ve Cemil Meriç önemli yazarlarımızdandır.

Zeki Alaysa ve Metin Akpınar tarafından kurulan Devekuşu Tiyatrosu günlük konuların eleştirel bir biçimde ele alındığı müzikli güldürülerle tanınarak ön plana çıktı.

Türk Sineması  toplumsal sorunlara ağırlık vererek gelişme göstermiştir.  Orhan Gencebay’ın başrolünü oynadığı “Bir Teselli Ver” ile birlikte başlayan arabesk tarzı seyircinin beğenisine sunulmuştur. 1963’te Metin Erksan’ın “Susuz Yaz” filmi, Berlin Film Festivali’nde “Altın Ayı” ödülünü kazanarak uluslar arası alanda önemli bir ödülün sahibi oldu. Türk sinemasının gelişme göstermesiyle ilk kez 1964’te Antalya Film Festivali düzenlenmeye başlandı.

Kırsaldan göç eden insanların var olan değerleri ile şehir kültürünün kaynaşması ”arabesk” adı verilen yeni bir anlayışı ortaya çıkardı. Bu durum daha önceki durumlarda ortaya çıkan arabesk müziğe de yansıdı.1960’lı yıllarda bu müzik, Arap müziğinden alınan ezgilere sözler yazılması seklinde farklılık gösterdi.     1960’lı  yıllarda Fecri Ebcioğlu’nun öncülüğünde aranjman (düzenleme) tarzı müzik ortaya çıktı. Bu tarz, yabancı müziklere Türkçe sözlerle şarkılar yazılarak oluşturuldu ve Türkçe bestelerin yolunu açtı. 1965 yılında tür müziğine yeni sesler kazandıran Altın Mikrofon Yarışması düzenlenmeye başlandı. Cem Karaca ve Erkin Koray, 60’ların sonunda yaptıkları çalışmalarla Popüler Batı Müziği’ne yeni bir yön verdiler. Bu tarzın önemli isimlerinden biri de Barış Manço oldu.  

 

 

 

 

 

2326
0
0
Yorum Yaz